44. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2020/2110 Esas
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul 2. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 26/11/2019
NUMARASI: 2018/30 E. - 2019/489 K.
DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/12/2023
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:Tarafların İddia ve Savunmaları:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... AŞ firmasının ilk olarak Denizli de kurulduğunu, 1988 yılından beri termal otelcilik ile iştigal ettiğini, 21.03.2012 tarih ... sayılı 43. Sınıfta “...” isimli markanın sahibi olduğunu, şirket merkezinin 16.03.1998 tarihinde İstanbul’a (sicil no:...) taşındığı, diğer davacı ... San. ve Tic. A.Ş.’nin ortaklarının aynı aile fertlerinden olduğu 14.09.1995 tarihinden beri İstanbul ticaret sicilinde ... sayısı ile kayıtlı olduğu, 17.05.2016 tarih ve ... saydı 43. Sınıfta “...” markasının tescil sahibi olduğunu, otel inşaatına 1988 yılında başlandığını, 1989 yılında faaliyete geçtiğini, 1990 yılında genişlemeye başlayarak 500 den fazla yataklı bir tesis haline geldiklerini, davalı şirketin, 14.06.1988 tarihinde kurulduğunu, İstanbul Ticaret Sicilinde ... numarası ile kayıtlı olduğunu, ana iştigal konularının “Otel vb. konaklama yerlerinin faaliyetleri (günlük temizlik ve yatak yapma hizmeti sağlanan yerlerin faaliyetleri) (kendi müşterilerine restoran hizmeti vermeyenler ile devre mülkler hariç)” şeklinde olduğu, davalının "..." adı altındaki otellerin sahibi ve işletmecisi olduğu, otellerinde ... ismini açık ve baskın şekilde kullandıklarını, ... ibaresinin davalı tarafından kullanılmasının, markaya tecavüz teşkil ettiğini, davalının “...” markasını izin ve lisans almadan Yeşilköy’de ki otellerinde kullandığını, bu kullanımın kötü niyetli olduğu, marka hakkına tecavüz eyleminin bilerek ve kasten işlendiği, ... ibaresinin altta ve küçük olarak kullanılmak sureti ile iltibas yarattığını davalının “...” ve “ ...” markalan için 43. Sınıftaki girişimlerinin TPMK tarafından red edildiği, ... sayılı ve ... sayılı başvuruların reddedildiğini, ... - ... - ... sayılı marka başvurularından “geçici konaklama hizmetleri” alanlarının müvekkilleri markaları sebebi ile çıkartıldığı ve tescil süreçlerinin tamamlanamadığını, ancak davalı şirketin 08.07.2015 tarih ve ... sayılı “...” markası ve 08.07.2015 tarih ve ... sayılı “...” markalarının tescilinin sağlandığını belirtmiş davalıya ait 08.07.2015 tarih ve ... saydı “... ” markası ve 08.07.2015 tarih ve ... sayılı “...” markalarının tümden hükümsüzlüğüne karar verilmesini, bu talep kabul görmez ise bahse konu markaların “geçici konaklama hizmetleri” yönünden kısmen hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davanın kötü niyetle açıldığını, tescilden doğan hakkın kötüye kullanıldığını, davacının önceki girişimlerden söz etmediğini, davanın taraflar arasındaki ihtarlaşma sürecinin üzerinden 6 ay geçtikten sonra açıldığını, dava dilekçesinde ihtarnamelerden farklı olarak bu defa markaların farklı firmaya ait olduğunu, ihtarnamelerde değindikleri ... sayılı “...” markası ve ... sayılı “...” markalarına hasredildiğini, davacının kötü niyetli olduğunu, davacıların ihtarnamede dayanak yaptıkları markalan eke eklemediklerini, dava dilekçesinde belirttikleri markaların bütünden oluşan bir kompozisyon olduğunu, markaların sadece “...” ve “...” den ibaret olmadığı, ilgili markalar dikkate alındığında söz konusu işaretlerin, müvekkillerine ait markalar ile benzemediğini ve halk tarafından karıştırılma ihtimallerinin bulunmadığını, markaların tescilli hali ile bir bütünlük ifade ettiği ve başka şekillerdeki kullanımların marka koruma kapsamına dahil edilemeyeceğini, “... +ŞEKÎL” ve “... +ŞEKÎL” olan markaların sırf yazıdan oluşuyormuş gibi lanse edildiğini, müvekkilleri adına tescilli markalara itiraz edilmediğini, markaların farklı olduğunu, davacıların markalarının ayırt edici unsurunun “...” ibaresinin olduğunu iddia etmelerinin, gerçeğe uygun olmadığını, ... sayılı markalarında fıgürsel bir kompozisyon tercih edildiğini, ilgili markada “...” ibaresinin yer aldığı ve işaret edilen hizmetin “TERMAL OTELCİLİK” olarak vurgulandığını, tescil edilen markadaki unsurların ayırt edici karakterinin sırf ... ibaresi olmadığını, davacıların, müvekkillerine ait şirketin kullandığı unvan, ibare, işletme adı ve markaları bilindiği için, bunlardan farklılaşmak adına, başka unsurlar ekleyerek tescil yaptırdıklarını, davaya konu markaların hitap ettiği tüketici ve sektör dikkate alındığında, hedef kitlenin tek başına soyut markadan yola çıkarak ürünü / hizmeti tercih etmesinin pek olası olmadığını, hedef kitlenin her zaman somut ve güncel durumu yakından araştınp gözettiğini, kanştınlma ihtimali hususunda bu durumun dikkate alınması gerektiğini, davacıların müvekkillerine ait eskiye dayalı kullanımı çok önceden beri bildiklerini, “...’ ibaresinin aile soy ismi olduğunu, birbirinden ilgisiz pek çok ... ailesi olduğu, bunlardan en meşhur olanının müvekkilleri olduğu, ailenin en yaşlı üyesinin ... 1950 lerden bu yana ticari hayatın içinde olduğunu, ailenin Galatasaray Spor Kulubü Başkanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı, fahri konsolosluk gibi, ülkemizde önde gelen sosyal ve iş dünyası kişiliklerini barındıran bir aile olduğunu, davacıların Erzurum da yer alan başka bir ...’i hedef almayıp, müvekkillerinin hedef alma girişiminin kötü niyetli olduğunu, başka bir değişle durumun, davacılann yerel bir işletme olduklarını kabul ettiklerini, kendilerini bölgenin temel özelliği olan termal otelcilikle tanımladıkları ve hedef kitlelerinin termal otel müşterileri olduğunu ortaya koyduklarını, davacıların ortak, yöneticisi ve münferiden temsilcisi olan ...’ın müvekkillerine ait otelde 2012 yılından itibaren sık sık konaklama yaptığını, müvekkillerine ait kullanımı yakinen gördüklerini, davacı şirketin markalarına ne surette olursa olsun bir tecavüz olmadığının defalarca görüldüğü, yeni haberdar olmuş gibi müvekkillerine karşı hukuki girişimlerin iyi niyet kuralarına aykırı olduğu, 2015 yılı sonu ve 2016 yılı başında müvekkillerinin, ... yenilerken (140 milyon TL lik yatırımla) davacıların, adı geçen yetkililerinin, otelin eski eşyalarına talip olduklarını, satın alabilecek ekonomik güç ortaya konulamadığını, yine, huzurdaki hukuki girişimlerden önce davacıların, müvekkillerinden bir miktar para istediklerini, müvekkillerinin cevaben kullanılan unvan, ibare ve markaların haklı ve hukuki mesnede dayandığı, taleplerinin hukuki dayanağı olmadığı ileri sürülerek, para taleplerinin karşılanmadığını, davacıların termal otel ile iştigal ettiklerini, otelcilik faaliyetlerinin bununla sınırlı olduğunu, müvekkillerinin 1991 yılından beri başlayan otelcilik faaliyetlerinin termal ile ilgili olmadığını, uluslararası otelcilik, şehir otelciliği, kongre, toplantı, kayak otelciliği başta olmak üzere, geniş bir alana sahip olduğunu, sektöre birçok başarılı yönetici yetiştirdiğini, ilk günden beri içerisinde yer aldığı uluslararası otelcilik zinciri ile tanınıp bilinmesinin sağlandığı ve ülkemizin tanınan yüzlerinden biri olunduğunu, davacıların ticari sicil kayıtlan incelendiğinde, 1 nolu davacının faaliyet konusunun otelcilik olmadığı, 2 nolu davacının müvekkil şirketlerinden 10 yıl sonra kurulduğunu, önceki unvanlarının ... AŞ. Olduğunu, 27.05.2010 tarihli genel kurulunda ve iş bu genel kurulu 08.06.2010 tarihinde Türkiye Ticari Sicil Gazetesinde yayınlanana kadar otelcilik faaliyetinin iştigal ve hizmet konularında bulunmadığını, dilekçelerindeki Turizm İşletme Belgesi ile yalanlandığını ve bu belgenin 25.04.2001 tarihli olduğunu, müvekkillerinin 1988 yılında kurulduğu, aile soy isimlerini kullandıkları, TTK ve ilgili mevzuatlar uyarınca unvan üzerinde hak sahibi olduklarını, müvekkil şirketlerinin 151 milyon 500 bin TL ödenmiş sermayesi, 700 e yakın çalışanı ile, Türkiye genelinde 3 adet 5 yıldızlı otelinin olduğunu, îlki İstanbul Yeşilyurt’ta 1955 yılında işletmeye açılan otellerin, uluslar arası turizm ve otelcilik zincirleri olan ... gruplarına dahil oldukları ve bu zinciri dahil olmanın milyon dolarlık lisans bedelleri, franchise anlaşmaları ve en üst seviyede standart gerektirdiği ve bu standartların ilk günden beri otellerinde uygulandığını, 1995 yılından beri TC Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan Turizm İşletme Belgesi sahibi olup, faaliyetlerini bilfiil sürdürdüklerini, davacıların ise Turizm İşletme Belgesinin 2001 tarihli olduğunu, davacıların sadece 1 otelinin belli bir bölgeye hitap ettiğini, müvekkillerinin 3 adet 5 yıldızlı otellerinin olduğunu, müvekkillerinin çok az otelde mevcut kendi enerjisini üretme tesislerine ve üretim lisanslarına sahip olduklarını, Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan çevreye duyarlı konaklama tesisi belgelerine sahip olduklarını, otel zincirleri vasıtası ile dünyanın her yerinden rezervasyon aldıkları ve müşteri kabul ettiklerini, müvekkillerinin turizm ve otelciliğin birçok alan ve yerinde uluslararası ve şöhretli faaliyetleri bulunduğu ve tanınmış marka sahibi olduklarını, müvekkillerinin en çok vergi ödeyen ve en çok hizmet ihracatı yapan firma olarak Maliye Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, TİM ve ilgili kurumlar tarafından taltif edildiğini, müvekkillerinin yıllardır reklam ve pazarlama harcamalarına milyon TL harcadığını, 2 nolu davacının TTK’nun öngördüğü zorunlu asgari seviyede sermayeye sahip iken, 1 nolu davacının ise müvekkillerinin 30 da 1 oranında sermayeye sahip olduğunu, müvekkillerinin internet alan adını davacılardan 6 yıl önce 2002 yılında aldığını, müvekkillerinin şirket kurucusu ...’ın isminin ülke ve şehir ekonomileri ve sosyal hayatlarına yapmış olduğu katkılardan dolayı, önemli cadde ve okullara verildiğini, ... ailesinin ad ve unvanını taşıyan bina, sanayi tesisi, inşaat ve sair tesislerinin mevcut olduğu, adeta bir garanti markası niteliğinde olan müvekkiline ait ... ibaresinin, dahil oldukları Holding ve aynı gruptaki, seramik, maden, inşaat, dış ticaret, gayrimenkul gibi sektörlerde de yıllardır kullanıldığını, ulusal ve uluslararası alanda tanındığını, şirketlerinin dahil olduğu grupta 3000 kişi civarında istihdam sağlandığını, müvekkillerinin ABD hükümeti ve ABD Hava Kuvvetleri ile konaklama hususunda işbirliği olduğunu, İngiltere Kraliçesi dahil, yerli yabancı pek çok devlet başkanını, cumhurbaşkanı, başbakanı, bakan, siyasetçi ve meşhur birçok kişiyi ağırladıklarını, otel açılışlarının dönemin Başbakanı tarafından yapıldığını, müvekkillerinin İstanbul otelinin konum ve fiziki özellik sebebi ile, birçok GSM operatörü tarafından teknik alt yapı için kullanıldığı, davacıların iddia ve taleplerinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, müvekkillerinin tanınmış bir firma ve marka sahibi olduklarını, turizm ve otelcilik alanında şöhrete sahip olduklarını, davacıların tanınmışlığının müvekkillerine kıyasla sınırlı olduğunu, tanınmışlık seviyesinde olmadığı, müvekkillerinin davacıların marka ya da şöhretinden yararlanma ihtiyaçları olmadığı, halk tarafından karıştırılmaya müsait bir kullanımın olmadığını, aksine davacıların markalarının olduğundan farklı lanse etmek suretiyle, kötü niyetli girişimlerinin olduğu, davacıların müvekkillerini taciz ve tehdit etmek suretiyle haksız menfaat elde etme gayreti gösterdiği, bu hali ile haksız rekabet ve suç teşkil ettiğini ortaya koyduğunu, davacıların dilekçelerine karıştırılma ihtimalini destekleyici delil koymadıklarını belirtmiş haksız ve kötü niyetli maddi dayanaktan yoksun ve gerçeklere aykırı davanın reddine, karar verilerek yargılama giderlerinin davacıya yükletilmesine karar verilmesi talep edilmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı:Mahkemece; "Davanın REDDİNE," karar verilmiştir.
İleri Sürülen İstinaf Sebepleri:
Davacılar vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacıların ... ibaresi üzerinde 43'ncü sınıfta “geçici konaklama hizmetleri” yani otelcilik hizmetleri yönünden kullanım önceliğine sahip olduklarını, kullanımın 1989 yılından itibaren devam ettiğini , ... ibaresinin işletme unvanı, otel ismi olarak da davalıdan önce kullanıldığını, tesisin ilk adının ... olduğunu, ... unvanının ayırt edici unsur, veya kılavuz kelimenin ... ibaresi olduğunu, ... davacı tarafın aile ismi olduğunu, davalının kendi bildirdiği gibi ..., gibi uluslararası tanınmış otel zincirlerinin adını kullanırken çok yakın geçmişte ... ibaresini öne çıkartmaya başladığını, “...” ve 08.07.2015 tarih ve ... sayılı “...” markalarının tümden hükümsüz kılınmasına bu kabul edilmez ise kısmen hükümsüz kılınarak “geçici konaklama hizmetleri” nin silinmesine karar verilmesi gerektiğini , bu sebeplerle yerel mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabülüne karar verilmesini talep etmiştir.
İstinafa Cevap:
Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Davacılar sundukları beyanlar ile iddialarını genişletme ve değiştirme girişiminde olduklarını, ... adına olduğu iddia edilen belgenin dahi tarihi 1989 yılı olduğunu, müvekkil şirketin kuruluşu 1988 yılı olduğunu, davacılardan marka hakkı ileri süren .... AŞ'nin kuruluş tarihi 1998' olduğu, (müvekkil şirketten 10 yıl sonra) davacılar, müvekkil şirketin Otel işletmeye başladığı tarihlerde hukuken var olmayan şahıslar ve/veya 3. şahıslar iddiası ile mesnetsiz olarak hak iddia etmek yoluna girmiş olup, bu durum, karar ile tespit edilmiş olan, davacıların iyi niyetten uzak olduklarını, bilirkişi raporunda da belirlendiği üzere müvekkil şirket markalarını, unvan ve ibarelerini kullanmaya başladığında, ortada davacıların markaları olmadığını, davacılar, sonradan (1995 yılında) kabul olunan mevzuat uyarınca bir takım tesciller yaptırmış ve 2018 yılında tescilden doğan şekli haklarını kötüniyetle müvekkil şirket aleyhine kullanma girişiminde bulunduklarını, davacıların herhangi bir kullanımı, herhangi bir zamanda, müvekkil şirketin yatırım, tanıtım, kullanım, genişlik, yaygınlık, öncelik, yoğunluk ve etkisine ulaşmadığını, turizm işletme belgesine (davacının iddiasına göre marka tescili olmayan) müvekkil şirket, gerçek hak sahipliği iddiasını ispat için dayanabilir, ancak davacıların dayanması mümkün olmadığını, söz edilen belgenin davacılardan başka 3. şahsa ait olduğu anlaşıldığını, müvekkil şirketin faaliyet ve kullanımının davacıların ki ile kıyas kabul etmeyecek ölçüde geniş, eski, büyük, yaygın, etkin ve masraflı olduğu mahkeme kararı ile tespit edildiğini, bilirkişi raporu ve karar ile tespit edilen müvekkil şirketin hükümsüzlük davası açma hakkı karşısında paniğe kapıldıkları, istinaf dilekçesinin son sayfasının sondan 4. paragrafından, dilekçeye hakim olan ve dava boyunca gördüğümüz üsluptan açık ve net anlaşıldığını, dosya kapsamı ile sabit olduğu üzere müvekkil şirket yıllardır ... İbaresini sadece otelcilik, turizm alanlarında değil, bir çok sektörde ve yoğun bir şekilde uzun bir süredir (1950lerden beri) kullanmış ve tanınmış hale getirdiğini, davacı tarafın istinaf taleplerinin gerçeği yansıtmadığını belirterek istinaf taleplerinin reddine, yerel mahkeme kararının onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Gerekçe ve Sonuç: Dava davalı adına tescilli markanın tüm sınıflar yönünden hükümsüzlüğü ile terkini mümkün olmaması halinde kısmi hükümsüzlük istemine ilişkindir.
Davacı vekili özetle, davacılarda ... firmasının 1988 yılından beri termal otelcilik ile iştigal ettiğini, 43. Sınıfta “...” isimli markanın sahibi olduğunu, diğer davacı ... şirketinin 14.09.1995 tarihinde kurulduğunu 43. Sınıfta “... ” markasının tescil sahibi olduğunu, davalı şirketin, 14.06.1988 tarihinde kurulduğunu ve "..." adlı otellerin sahibi ve işletmecisi olduğu, ... ibaresinin davalı tarafından kullanılmasının, markaya tecavüz teşkil ettiğini, davalının “... ” markalan için 43. Sınıftaki tescil taleplerinin kurumca reddedildiği, davalı şirketin 08.07.2015 tarih ve ... sayılı “...” markası ve 08.07.2015 tarih ve ... sayılı “...” markalarının tescilinin sağlandığını beyanla hükümsüzlük talebinde bulunmuştur. TPMK kayıtlarına göre, ... sayılı "..." markasının ve ... sayılı "... " markasının 43. Sınıfta davacılar adına adına tescilli olduğu, 08.07.2015 tarih ve ... sayılı " ..." markası ve 08/07/2015 tarih ve ... sayılı "..." markasının 43. Sınıfta davalı adına tescilli olduğu görülmektedir. 01/04/2019 tarihli bilirkişi heyet raporunda bilirkişiler; markaların iltibas yaratacak derecede benzer olduğu, tescilli “...” ve “...” markaları ile iltibas yaratacak derecede benzer tescilli/tescilsiz “...” markasının izinsiz kullanımının TPMK kayıtları uyarınca marka hakkına tecavüz teşkil eder nitelikte olmasına karşın, davalı “ ... AŞ’’ şirketinin, davacı taraflardan daha önce kurulmuş olması, davalı “... AŞ’’firmasına ait alan adı rezerve kayıtları, davacı taraftan daha eski tarihli olması, davalı “... AŞ’’ firmasına ait turizm isletme belgesi ilk kullanım acısından daha eski tarihli olması, davalının ilgili yatırımlarının davacıya ait tescilden önce doğması sebebi ile “Tescilli bir markayı tescilden önce kullanan ve bu marka üzerindeki tescilsiz kullanım nedeniyle üstün hak elde eden kimsenin kullanımı sonradan başkası adına tescil ettirilen markaya tecavüz oluşturmadığı, davacılar tarafindan markanın kullanımına karşı uzun süre sessiz kalındığı, tespitlerine yer verilmiştir. Davacı ... Şirketinin turizm işletme belgesinin 25/04/2001 tarihli olduğu, daha önce 1989 tarihinde "..." için turizm işletme belgesi aldığı, davalı şirketin turizm işletme belgelerinin ... Hotel yönünden 24/07/2012 tarihli, ... yönünden 28/01/1997 tarihli olduğu, ... yönünden 05/08/1991 tarihli olduğu, davacı şirketin tescilde önceliğinin bulunduğu anlaşılmıştır. Türk Marka Hukukunda “tescilde öncelik ve teklik ilkesi” geçerlidir. Yasa koyucu bu yolla piyasada aynı veya benzer mal ve hizmetler için mükerrer markanın varlığını önleyerek; bir yandan, önceki markaya yapılan yatırımı korurken diğer yandan da nihai alıcı olan tüketicilerin satın aldıkları mal veya hizmetin kökeni konusunda yanıltılmalarını önleyerek korunmalarını amaçlamıştır. Öte yandan Türk Marka Hukukunda “gerçek hak sahipliği ilkesi” de benimsenmiştir. Buna göre, bir markayı, ihdas ve istimal eden ve piyasada maruf hale getiren kişi, marka üzerinde gerçek hak sahibidir. Bu ilke uyarınca SMK 6/3. ( 556 sayılı KHK'nın 8/3) maddesine göre, bir işaret üzerinde önceye dayalı gerçek hak sahibi olanların itirazı üzerine, maddede yazılı koşulların oluşması şartıyla, bu işaretin aynı veya benzeri olan işaretin başkası adına marka olarak tescil edilmesine karşı çıkma veya tescil edilmiş ise hükümsüzlüğünü talep etme hakkı bulunmaktadır. Bununla birlikte önceye dayalı gerçek hak sahipliği, tescil edilmiş bir markayı hükümsüz kıldırmadan, hak sahibine kendi markasını tescil ettirme hakkı vermeyecektir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/6134 - 2015/13829).
İlk derece mahkemesince; "markalar arasında iltibasa sebebiyet verecek benzerlik tespit olunmuş ise de izahı yapıldığı üzere davalının davaya konu markalar üzerinde tescilli olduğu sınıf yönünden gerçek hak sahibi olduğu, markasal kullanımların davacılara ait tescillerin öncesine dayandığı, davacıların bu durumu bilmelerine rağmen sonradan yaptırdıkları tescillere dayalı olarak hak iddia etmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağı gibi hakkın kötüye kullanılması teşkil edeceği anlaşılmakla davacıların sübut bulmayan davalarının reddine karar vermek gerektiği " şeklinde gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ise de, davacı markasının daha önceki bir tarihte tescil edildiği, taraf markalarının aynı hizmet sınıfında tescilli olduğu dikkate alındığında , yukarıdaki yer verilen "markaların tescilinde teklik ve öncelik ilkesi" karşısında davacı tarafın tescilli markasının varlığına rağmen bu marka ile iltibas teşkil eden davalı markasının tesciline karar verilemez ve bu önceki tarihli davacı adına tescilli markaya dayalı olarak açılmış bir hükümsüzlük davasında, önceye dayalı gerçek hak sahipliği ilkesi davanın reddi gerekçesi olarak kabul edilemez. Bunun aksinin kabulü, SMK'nın tescilde öncelik ve teklik ilkesine aykırılık oluşturur. Bu durumda, mahkemece yapılan yanılgılı değerlendirmeler sonucu yazılı gerekçe ile davanın reddi yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiş, davalı markalarının iltibas teşkil eden 43. Sınıftaki hizmetler yönünden kısmi hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
Davacılar vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulü ile,
HMK 353/1.b.2 maddesi gereğince kararın kaldırılmasına, taleple bağlı kalınarak aşağıdaki şekilde yeniden hüküm kurulmasına, karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.